1 2 3 4 5 Bu kodu kullana

17 Eylül 2017 Pazar

Eylül Eylül Güzel Eylül

 


                   Mevsimler gelir geçerken hepsinin ayrı tadı ve kokusu var diye düşündüm.  Kış mesela. Pek sevilmez genelde. Evde kitap okumalar, pencereden dışarı seyretmeler, evde daha çok zaman geçirmeler.

                   İlkbaharın insanı kıpır kıpır eden havasına ne demeli peki. Sanki güzel şeyler hep ilkbaharda olur gibi.

                   Derken yaz gelir. İnsanların en çok sevdiği ve beklediği mevsim. Deniz kenarında güneşlenirken sanki orada hiç mutsuz insan yokmuş gibi gelir bana.

                   Ama  benim en sevdiğim mevsim sonbahar. En sevdiğim ay da eylül ayı. Yaz henüz bitmemiş, kış henüz gelmemiş. Eylül ayının rengini, hüznünü öyle severim ki.

                   En sevdiğim ayda kızım İstanbul'a tayin oldu. Artık  okullar açıldığın da içim burulmayacak.

                   Daha bitmedi. En sevdiğim ayda oğlum evlendi. Güzel bir kızım daha oldu.

                   Eylül böyle güzellikler getirdi bana.

22 Mart 2017 Çarşamba

Altmışlı Yıllar

 







        Otuzlu yaşlardaydım. Annem yeni aldığım kıyafetime bakıp "sen annesin bu kıyafet sana uygun mu?" demişti. Biraz kızarak.Halbuki otuzlardaydım. Ben kendime yakıştırmış ve almıştım.

         Ve ben hiç yaşımı yakalayamadan yıllar geçti. Hep geçmiş yaşlar genç şimdiki yaşımı çok yaşlı hissettim.

         Mesela ellilerimde kendimi yaşlı hissediyordum şimdi ise ellileri genç buluyorum. Yıllar geçip gidiyor. Şimdiki altmışlı yıllarımı genç bulacağım yetmişli yıllar gelecek inşallah.

         Demek ki takmamak lazım yaşa. Yapabiliyorken yapmak, gezebiliyorken gezmek,
yiyebiliyorken yemek, yakışıyorken giymek, okuyabiliyorken okumak lazım.

         Önümüzde ne kadar yılımız kaldı bilmiyoruz ki.

23 Ekim 2016 Pazar

Kasaba Tadında





                 Dün sabah gazeteye bakarken bir sitenin reklamına ilişti gözüm. "Kasaba tadında keyifli bir yaşam" vadediyordu  bize.

                 Benim yaşamım zaten "kasaba tadında" diye düşündüm. Evet İstanbul'da yaşıyorum ama Küçükyalı Mahallesinde kasaba keyfiyle. Çalışanlar için Istanbul ömür törpüsü biliyorum. Çok şükür ben emekliyim ve sahilde bir mahallede yaşıyorum.

                 Reklamda yürüyüş parkurlarından bahsediyordu. Benim parkurum sahil yolu. Upuzun bir yol. Evinden çıkınca beş dakikada ulaşırsın. İyot kokusunu içine çekip denize bakarak yürü yürüyebildiğin kadar.



                  Balıkçılar çarşısı cıvıl cıvıl.  Yeşillikler, sebzeler, meyveler...



           Baharatçılar...  Her şey elinin altında.

           Reklamda açık kapalı havuz diyordu. O da olmayıversin.

           Ben mahallemden vaz geçmem. O siteden verseler bir ev istemem valla.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Sinop'ta Bir Akşam


 
                 Bugün denize gitmedim. Pazar günleri öyle kalabalık oluyor ki.  Bütün gün uzanıp kitap okudum ben de. Akşam yemeğinden sonra Yalı Kahve'ye doğru yürüyeyim dedim.

                  Kuzenlerle buluşup bir yerde otururuz diye düşündüm. İki gün sonra İstanbul'a döneceğim ve biliyorum ki üç tarafı denizle çevrili bu en kuzey şehri hemen özlemeye başlayacağım. Akrabalarla içiçe geçen günleri ve hafif esintili iyot kokulu geceleri.

                  Evet sokaklar çok kalabalık ve çocukluğumun sakin Sinop'una hiç benzemiyor ama olsun. Seviyorum bu şehri.

                  Tepemde yarısından çoğu kemirilmiş bir ay. Işığını Yalı'ya serpmiş. Tekneler hafif dalgada salınıyor.

                   Kuzenleri tek tek aradım. Kütüphanenin bahçesinde bekliyorum dedim.

                   Tek tek geldiler.  Ay ve çay sohbetimize eşlik etti.




           




6 Temmuz 2016 Çarşamba

Yaşamdan Birgün



             Bugün bayramın ikinci günü. Bayramları beni neden hüzün sarar bilmiyorum. Halbuki çocukluğumun bayramları hiçte fena değildi. Annemin mutlaka diktiği bayramlıklar, ordan burdan gelen harçlıklar, kaçamak tadına bakılan likörler, gizlice ceplere doldurulan çikolatalar. Yoksa onlar şeker miydi.? Belki annemler çikolata alamıyorlardı. Neyse unutmuşum.
             Bu sabah kalktığım da her zamankinin aksine pijama çay keyfini biraz kısa tuttum. Bize bayramda kimse gelmez ama ne olur ne olmaz diye üstüme bir şeyler geçiriverdim.
             Sonra çayımı ve laptopumu alıp her zamanki köşeme kuruldum. Bir kaç tane Sezen Aksu şarkısı patlattım. İyi geldi mi? Geldi. Bayram hüznünü arttırdı mı?  Arttırdı. Olsun. Tatlı bir hüzündü.
             Öğleden sonra belki sahilde yürürüm diye akşamdan buzluktan indirdiğim tavuğu soslayıp fırına attım. Dünden de bir şeyler var zaten, akşam yemek stresine girmeyeyim.
             Tavuklar pişerken kırk dakikalık bir pilates yaptım. Bana her zaman iyi gelir.
             Sabah kahvaltısı ve öğlen yemeği hayatımda hep vardır. Konca çok düzensiz beslenir. Bazen kahvaltı yapmaz bazen öğlen yemeği yemez..  Ama akşam mutlaka yer. Onun için ben onu kendi haline bıraktım. Ne zaman isterse o zaman yer. Ben düzenli bir şekilde öğünlerimi atlamadan yerim.
             Konca "Bir yerlere gidelim mi bugün?" dedi. Uzun zamandırspor salonu dışında birlikte bir yere gittmiyorduk. Tamam dedim.
             Riva'ya gitmeye karar verdik. İstanbul'da bir yerlere gitmek için trafiği göze alman lazım. Aldık. Çok da fena değildi.
             Ben denize karşı kalamar yedim bira içtim. Konca araba kullanacağı için akşam eve gelmeyi bekledi.
             Biz genel de konuşacak bir şeyler bulamayız koncayla. Vır vır konuşan karı kocalara da hayranım ayrıca. Çok kıskanırım aslında konuşan eski karı kocaları.
             Ama bu gün çok konuşmasak da güzeldi.
             Sonra dönüş yolu. Markete uğrama, alışveriş. Şimdi ben bunları yazıyorum. Biraz sonra bir film seyrederim. Konca votkasını almış keyif yapıyor.
 


           
   

28 Nisan 2016 Perşembe

Annemin Makinası




Onu annemin yatak odasında öyle terkedilmiş, sessiz görünce resmini çekmek geldi içimden.

Artık emekli olmuş o makinayla anılarım dizi dizi dizildi beynime.

Biz çocukken ne harikalar yaratırdı annem o makinayla.

Kısıtlı bütçeleriyle bize güzel giysiler diker giydiriridi.

Bize diktiği gibi bir çok akraba çocuğuna da dikerdi.

Kardeşimle küçükken çok oynardık bu makinayla. Bir keresinde Ümit'in parmağına saplanmıştı iğnesi. Annem iğneyi parmaktan nasıl çıkaracağını bilememişti. Geriye mi çevirse ileriye mi kalakalmıştı. Sonra bir şekilde çıkarmıştı.

Rontlar için tuvaletler mi dikmedi, yavru kurt kıyafetleri mi dikmedi annem bu makinayla.

Ya torunlarına diktikleri...

Ankara'ya yeni gelmiştik ben üniversiteye başlamıştım. O sene maksi paltolar moda olmuştu. Hemen Sümerbanktan ekose bir kumaş almış bana palto dikmişti bir kaç gün içinde. Beni mahrum etmemişti.

Teşekkürler anneciğim. Belki marka kıyafetler giymedik ama senin güzel ellerinden hiçbir şeyimiz eksik değildi.



19 Şubat 2016 Cuma

Nasıl Mutlu Olayım... Ülkemde Kimse Mutlu Değilken



              Bombalar patlamışken...

              İnsanlar ölüp gitmişken...

              İki bira içtim diye nasıl mutlu olayım?

              Mümkün mü?

              Çocuklarımın evlerine gitme garantisi olmadan...

              Yarınımız olmadan...

               Mümkün mü?..